
Muhabbet ve Hasretle Kavrularak Sabırda Âbideleşen
HAZRET-İ YA'KÛB
-aleyhisselâm-
ve
Bir Müddet Kölelik, Sonra Zindanda Binbir Çile ve
Iztırâbı Müteâkip Mısır'a ve Gönüllere Sultân Olan
HAZRET-İ YÛSUF
-aleyhisselâm-
Kardeşlerinin İhâneti
“Derken kardeşleri onu alıp götürünce ve kuyunun dibine bırakma konusunda görüş birliğine vardıklarında, Biz de Yûsuf'a şöyle vahyettik: «Zamanı gelecek, onların hiç hatırlarına gelmediği bir sırada, yaptıkları bu işi kendilerine hatırlatacaksın.»” (Yûsuf, 15)
Âyette geçen « Biz de Yûsuf'a şöyle vahyettik » ifâdesinden hareketle müfessirlerin bir çoğu, Hazret-i Yûsuf -aleyhisselâm-'a, daha o zaman peygamberlik verildiğini beyân ederler. 1
Ya'kûb -aleyhisselâm-, oğullarının kardeşleri Yûsuf'u sahrâya götürmek üzere ısrar etmeleri ve Yûsuf'un da buna istekli olması üzerine kazâya rızâ göstererek izin verdi. Kardeşleri, babalarının müsterih olması için gözden kayboluncaya kadar Yûsuf'u omuzlarında götürdüler. Babalarının gözünden kaybolduklarında ise, verdikleri sözü terk ettiler. Yûsuf'u yere attılar ve dediler ki:
“–Ey yalancı rüyâ sâhibi! Hani nerede sana secde ettiğini gördüğün yıldızlar? Haydi gelip de seni bizim elimizden kurtarsınlar!”
Ardından da Yûsuf -aleyhisselâm-'ı dövmeye ve eziyet etmeye başladılar. Yûsuf hangi kardeşine ilticâ etse, daha fazla eziyet görüyor, azarlanıyor ve dövülüyordu. Bu durum karşısında çâresiz ağlamaya başladı ve:
“–Ey babacığım! Sana verdikleri sözü ve senin onlara verdiğin nasihati ne çabuk unuttular! Yaptıklarını bir görsen; oğluna edilen eziyetler bir köle evlâdına dahî revâ görülmez!” dedi.
Rivâyete göre Robil, Yûsuf'u kaldırıp yere çarptı. Sonra da göğsüne hızlıca oturarak O'nu öldürmeye teşebbüs etti. Kardeşi Levi de boynunu kırmak istedi. Yûsuf, kardeşlerinin en merhametlisi olan Yehûda'ya yalvardı:
“–Ey Yehûda! Allâh'tan kork da beni öldürmek isteyenlere mânî ol!” dedi. Yehûda merhamete gelip:
“–O'nu öldürmeyiniz! Bu hususta bana söz vermemiş miydiniz?” dedi.
Onlar da:
“–Evet!” dediler.
Bunun üzerine Yehûda:
“–Öldürmekten daha hayırlısını size söyleyeyim mi? Onu kuyuya atın!” dedi.
______________
1. Allâh Teâlâ Yahyâ ve Îsâ -aleyhimesselâm-'a vahyi bülûğ çağlarından itibâren göndermiştir. Bunun gibi bazı kullarını önceden hazırlayıp dilediği vakit kendilerine nübüvvet kapılarını açmıştır. Allâh -celle celâlühû- bazı kullarına da, daha küçük yaşlarındayken velâyet kapısını açar. Velîlerden Sehl bin Abdullâh et-Tüsterî bunlardandır. Bu da gösteriyor ki velâyet ve nübüvvet için bülûğ çağına veya kırk yaşına gelme şartı yoktur. Ancak enbiyânın ekserîsine sünnetullâh îcâbı kemâl devresi olan kırk yaşından sonra nübüvvet verilmiştir. Böylece tebliğ vazifesi umûmiyetle kırk yaşından sonra başlamıştır.
Bu yazı 552 defa okunmuştur.
|