Muhabbet ve Hasretle Kavrularak Sabırda Âbideleşen
HAZRET-İ YA'KÛB
-aleyhisselâm-
ve
Bir Müddet Kölelik, Sonra Zindanda Binbir Çile ve
Iztırâbı Müteâkip Mısır'a ve Gönüllere Sultân Olan
HAZRET-İ YÛSUF
-aleyhisselâm-


Sabr-ı Cemîl

Ya'kûb -aleyhisselâm-'ın şu içli feryâdı dillere destân olmuştur. Bunu Yûnus Emre'miz şöyle dile getirir:

Ben bir Ya'kûb idim kendi hâlimde,

Mevlâ'nın ismi var idi dilimde,

Kaybettim Yûsuf'u Kenan ilinde

Ağlar Ya'kûb ağlar: Yûsuf'um diye!

 

Yûsuf'um götürüp al kan ettiler,

Kurtlar yedi diye bühtân ettiler,

Yûsuf'un gömleğin bilmem n'ettiler,

Ağlar Ya'kûb ağlar: Yûsuf'um diye!

Böylece gözyaşı döken Ya'kûb -aleyhisselâm-'a artık sabretmekten başka birşey kalmamıştı. Nitekim hiç kimseye hâlinden şikâyet etmeden sabretti ve:

“«Ben, sıkıntımı, keder ve hüznümü sâdece Allâh'a arz ediyorum.» dedi…” (Yûsuf, 86)

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, Cebrâîl -aleyhisselâm-'a sordular:

“–Ya'kûb'un Yûsuf'a olan hicrânı ne dereceye varmıştı?”

Cebrâîl de:

“–Evlâdını kaybeden yetmiş annenin toplam hicrânına!” cevâbını verdi.

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

“–O hâlde onun sevâbı ne kadardır?” diye sordular.

O da:

“–Yüz şehîd sevâbıdır. Çünkü O, Allâh'a bir an bile sû-i zan beslemedi.” dedi. (Süyûtî, ed-Dürrü'l-Mensûr , IV, 570)

İşte bu sabır, “sabr-ı cemîl” idi.

Sabr-ı cemîl, başa gelen belâ ve musîbetleri hiçbir şekilde kullara şikâyet etmeden, feryatsız, şikâyetsiz, metânetli ve mütevekkil bir şekilde karşılamak demektir. Şâyet Allâh, kullarına şikâyet edilirse, sabır husûsiyetini kaybeder.

Bu yazı 515 defa okunmuştur.

        Ziyaretçi Sayısı: 158718